 |
Kanal Tedavisi
Niçin kanal tedavisi yapılır?
Öncelikle şu bilinmelidir ki, doğal dişin yerini hiç bir yapay diş tutmaz.
Dolayısıyla doğal dişlerimiz tedavi ederek son noktaya kadar
korumalıyız.Dişlerimizden biri hastalandığında en bilinen koruma yöntemlerinden
biri de kanal tedavisidir. Kanal tedavisi hasar görmüş dişlerin korunmasında
yardımcıdır. Pulpa (sinir, kan, lenf damarlarını içeren dişin içindeki yumuşak
tabaka), kendini tamir edemeyecek derecede hasar gördüğünde pulpa ölür.
Genellikle buna, kırık dişlerdeki veya derin çürüklerdeki bakteriler sebep olur.
Bakteriler dişin özünde iltihaba yol açar. Hasar görmüş veya hastalanmış
pulpa çıkarılmazsa diş ve çevresindeki dokular enfeksiyona maruz kalır. Ve
sonunda dişinizi tamamen kaybedebilirsiniz.
Kanal tedavisi nedir ve nasıl uygulanır?
Kanal tedavisi pulpanın hasar gördüğü durumlarda uygulanan bir tedavi şeklidir.
Önceki yıllarda hastalanmış yumuşak diş tabakasıyla karşılaşıldığında tek çözüm
çekim iken, günümüzde bu dişleri tedavi etmek mümkündür.
Kanal tedavisi yapılmazsa ne olur?
Derin çürük ve çatlak dolayısıyla pulpanın kendini iyileştiremeyeceği durumlarda
diş canlılığını kaybeder, enfeksiyon bütün dişe yayılabilir. Kanal tedavisi
yapılmazsa enfeksiyon kök ucundaki dokulara kadar ulaşabilir.Dişi çevreleyen
çene kemiği de iltihaplanarak aşınır. Meydana gelen bu boşlukta abse oluşur. Bu
tabloya ağrı ve şişlik de eşlik eder ve diş kısa zamanda kaybedilir.
Kanal tedavisinin aşamaları;
1. Öncelikle ağrısız ve acısız bir tedavi olması için dişe anestezi yapılır.
2. Daha sonra çürük temizlenip, dişin özüne ulaşılınca hastalıklı ve yumuşak
doku çıkarılır. Sinir ve doku artıkları temizlenir.
3. Kök ucuna kadar diş kanalına şekil verilir. Gerekirse bazı ilaçlar
uygulanarak iyileşme hızlandırılabilir.
4. Seanslar arasında diş iyileşene kadar geçici dolgu maddeleriyle dişin üzeri
kapatılır. İltihabın üremesinin durduğu anlaşıldıktan ve kök ucundan
iltihap gelmesi sona erdikten sonra kanal içerisi özel bir dolgu maddesiyle,kök
ucuna kadar doldurulur.
5. Bazı vak'alarda bu seanslara hiç gerek olmayıp tek bir seansta da kanal
tedavisini sağlıklı bir şekilde kanal tedavisini bitirmek mümkündür.
Kanal
tedavisi uygulanmış bir dişin ömrü ne kadardır?
Eğer diş tekrar enfekte olmazsa ve çürümesini önleyici tedbirler alınırsa, ömür
boyu bu dolgu kullanılabilir. Düzenli dişhekimi kontrollerinizde enfeksiyonun
başlangıcını yakalayabilirsiniz.Ayrıca çok iyi bir ağız bakımı ile de dişin
tekrar çürümesi önlenmelidir.
Ağız ve Dişler Hakkında Genel Bilgi
Dişlerin yapı maddesi nedir?
Dişler mine, dentin, sement ve pulpadan (diş özü) oluşur.
Mine : Vücuttaki en sert maddedir. Dişi en dıştan koruyucu bir katman olarak
çevreler. İçinde sinir hücreleri olmadığı için duyarlı değildir. % 97’si
kalsiyum tuzlarından oluşur. Diş minesi altıgen “apatit” kristalleri şeklinde
düzenlenmiştir. Minenin yapısına giren kalsiyum tuzları, organik diş maketi
üzerinde yavaş yavaş çökelerek birikir ve kristalleşir. Bu birikme, ana rahminde
iken başlar. Anne, gebelik süresince bazı ilaçlar alırsa veya çocuk mine
teşekkülü sırasında bir hastalık geçirirse mine birikimi aksaklığa uğrayabilir.
0 zaman dişler sarı, gri veya kahverengi olur. Bazen de eksik (hipoplazik)
teşekkül eder.
Dentin : Minenin altındaki tabakadır. Yetişkin bir insan dişinin %75'ini
oluşturur. Kemikle aynı yoğunluğa sahip olmasına rağmen ısıya ve dokunmaya
duyarlıdır. Gerektiğinde içerdiği tamir hücreleri ile yeniden dentin dokusu
oluşturabilirler. Dişin asıl kitlesini dentin (fildişi) tabakası oluşturur.
Dentin, taç kısmında mine; kök kısmında da sement ile örtülüdür. Dentin canlı
bir yapıdır ve % 70’i mineral tuzları; % 20si organik madde ve % 10’u da sudan
oluşur. Dentinde çok sayıda kanalcık içerir. Bu kanalcıkların içi diş özü
sınırındaki dentin yapıcı hücrelerin uzantıları olan iplikçiklerle doludur.
Dentin yapan hücrelere “Odontoblast” denir. Dentin kanalcıklarının milimetre
karede sayıları 10.000’e yaklaşır. Diş, dolgu veya kaplama yapılmak için oyulur
veya küçültülürse bu kanalcıklar açığa çıkar ve o zaman soğuk, sıcak, tatlı ve
ekşiden ağrı duyulur.
Pulpa (diş özü) : Dişin orta kısmına ve burada bulunan yumuşak dokuya
verilen isimdir. Kökün ucuna kadar devam eder. Bu kısımda kan damarları yer alır
ve bu damarlar sayesinde diş enfeksiyondan
korunur
ve daima aktif halde kalır. Aynı zamanda pulpada aşırı duyarlı sinir hücreleri
bulunur ve bu hücreler sayesinde sıcak, soğuk ve basınç gibi duyular hissedilir.
“Pulpa” adı da verilen diş özü, dentin tarafından oluşturulan bir odacık içinde
yerleşen kılcal atar ve toplar damarlar; duyu sinirleri ve bütün
bu yapıları koruyan bir destek dokusundan oluşur. Diş özünün dış çevresi dentin
yapıcı hücrelerle
(odontoblast) kuşatılmıştır. Bu hücreler, çürük ve diğer zararlı etkenlere
karşı, dişi koruyan kale muhafızlarına benzer. Her hangi bir nedenle oluşan
çürüğe karşı dentin yapıcı hücreler üstün gelirlerse bu hücreler diş özü
kalesini dentinle sıvarlar; yenik düşerlerse diş özü açılır ve iltihaplanır. Bu
etkinlik genç insanların diş özünde daha yoğundur.
Sement : Kökün etrafını kaplayan kemiksi bir tabakadır, çok incedir. Diş
kökünün çene kemiğine tutunmasını sağlar. %65’i inorganik maddedir. Bazen kök
etrafında ve kök ucunda aşırı sement birikebilir. Buna “Hipersemontoz” denir.
Dişler ne işe yarar?
Dişler sindirim sisteminin başında besinlerin ufalanıp
parçalanmasına,koparılmasına yardım eder. Kendini çevreleyen destek dokuları
korur ve gelişmelerini sağlar. Konuşmayı ve seslerin doğru bir şekilde çıkmasını
sağlarlar. Estetik olarak yüzle bir bütünlük içindedir.
Dişlerin Görevlerine Göre Farklı Yapıları Vardır;
1- Kesici Dişler
Alt ve üst çenedeki ön dişler “Kesici Diş” olarak adlandırılır. Üst çenede
genişliği 9-10 mm. olanlar orta kesici; 6-7 mm. olanlar ise üst yan
kesicilerdir.Alt orta ve yan kesicilerin genişlikleri ise 6-7 mm. arasındadır.
2- Kaninler (Köpek Dişleri)
“Köpek dişi” ve “göz dişi” adı da verilen kaninler kesici dişlerden sonra
gelir,alt ve üst çenede sağlı-sollu birerden dört (4)tanedir. Uçları sivri olup
koparmaya yararlar.
3- Azı Dişleri
Kaninlerin arkasında, azı dişleri yer alır. Yapı olarak birbirinden farklı olan
azı dişleri, her bir yarım çenede, iki küçük azı, üç de büyük azı olmak üzere
beşer tane ve bir çenede toplam on (10) tanedir.
Bütün küçük azıların çiğneme ve kenetlenmeye yarayan ikişer tümsekçikleri
vardır. Üst çenedeki büyük azıların dörder tümsekçiği; alt çenedeki büyük
azıların beşer tümsekçiği vardır. Bu tümsekçiklere “tüberkül” adı verilmektedir.
4- Akıl Dişleri - Üçüncü Büyük Azılar = Yirmi yaş Dişleri
Akıl dişleri ayrı bölümde incelenmiştir (yirmi yaş dişleri). Burada sadece
ekillerinin ve kök sayılarının çok değişik olduğunu belirtmekle yetiniyoruz.
Dişlerin Düzgün Konuşmaya Etkisi:
Konuşma, insan ilişkilerinin en önemlilerindendir. Ayrıca, politikacılık,
aktörlük, spikerlik, şarkıcılık gibi bazı meslekler, büyük ölçüde düzgün
konuşmaya dayanır. Düzgün konuşmada dişlerin önemli rolleri vardır.
Aşağıda ki birkaç örneğin bu rolü vurgulamaktadır.
1- DE ve TE sesleri, dil ucunun, üst kesicilerin damak tarafındaki eğiminden
destek almasıyla çıkar.
2- FE ve VE sesleri ise, alt dudağın, üst kesicilerin kesici uçlarına temas
etmesiyle çıkar.
3- SE sesi, karışık bir işlemle çıkar. Alt ve üst kesiciler birbiriyle temas
halindeyken, dilin, azıların dil tarafındaki yüzeyinden destek alması ve dil
ucunun da (kesiciler arasında bir oluk yapıp) hava borusu oluşturmasıyla
gerçekleşir. ŞE ve JE sesleri de buna benzer bir işlemle gerçekleşir; fakat bu
sırada dil ucu göreve katılmaz.Dişler çene kemikleri, dişetleri, dil, damak,
buların hepsi, çiğneme, tat alma. yutkunma ve konuşma ile ilgili görevlerini bir
bütün halinde yürütürler.
Dişlerin oluşumu ve gelişimi ne zaman oluyor?
Embriyolojik hayatta (anne karnında) ağız boşluğuna ait oluşum belirtileri 3.
haftada görülmesine rağmen, dişlerin gelişimine ait ilk belirtiler 6.haftaya
rastlamaktadır. 7.haftadan itibaren dişlerin tomurcukları hafta hafta belirmeye
başlar.
Süt dişleri nasıl tanınır?
Süt dişleri, çocuk altı aylıkken çıkmaya başlar ve 2.5 yaşında alt ve üst çenede
10’ardan (20) tane olarak tamamlanır. Süt kesicileri ve süt kaninleri, kalıcı
dişlere göre daha küçüktür. Süt azıları da kalıcı azılara göre daha küçük
yapıdadır. Çocuk büyüdükçe, süt dişlerinin kökleri altında yer alan kalıcı dişin
kökü, sürme etkisiyle erimeye başlar; kök tamamen eriyip dişin yalnız kuronu
kalınca da diş kendiliğinden düşer.
Isırma ve öğütme nasıl gerçekleşir?
Kesici dişler, yiyecekleri ısırmaya ve kesmeye yararlar. Üst diş kavisi, alt diş
kavisinden daha geniştir ve onu her yönde taşar. Alt çenenin aşağıya kaymasıyla
ağız açılır ve lokma kesici dişlerin arasına girer. Ağız kapatılınca, ısırma
hareketi ile üst kesiciler alt kesiciler üzerinde bir makasın ağzı gibi
kayar ve yiyecekleri koparır.Öğütme işlemi alt çene eklemi ve çiğneme kaslarının
uyumlu çalışması ve yana hareketlerle gerçekleşir.Besinleri iyi öğütebilmek için
diş dizilerinin düzgün ve eksiksiz olması şarttır.
Diş etinin yapısı
Bir dişin dışarıdan sadece taç kısmı görülür ve diğer kısımları çene kemiği
içinde gizlenmiştir; üzeri dişeti
dokusu
ile örtülüdür.
Diş eti, sert, lifli ve kan dolaşımı ile iyi beslenen bir yapı olup; normal
rengi uçuk pembedir. Sert ve kemiğe sıkı-sıkıya yapışan 4-5 mm’lik dişeti daha
yumuşak bir bağlantı ile yanak ve dudak içini döşer;
bu yapıya “Mukoza” denir. Yanak ve dudakların iç yüzü ile diş dizileri arasında
“Vestibül” = “Dalız” yer alır.
Tükürüğün bileşimi ve etkisi nasıldır?
Yeni doğan bebeğin ağzı sterildir (mikropsuzdur), fakat birkaç dakika sonra
kirlenir ve yaşam boyu da mikroplu kalır. Öyleyse neden hastalanmıyoruz ? Çünkü
ağızda bulunan bakterilerin çoğu hastalık yapmayan mukoza (saprofit) türdendir.
Ancak vücudun direnci kırılınca bu bakteriler hastalık etkeni olabilir. Ağızda
bulunan bakterilerin hepsi “Ağız florası”nı oluşturur.
Diğer yandan, ağız boşluğunun çok önemli bir koruyucusu daha vardır: Tükürük.
Kulak önü, çene altı ve dil altı bezleri tarafından üretilen renksiz,özel
kıvamda, akıcı bir sıvı olan tükürük, üretildiği bezlerden kanalcıklararacılığı
ile ağız boşluğuna taşınır. Bezler günde 5 litreye yakın tükürüküretirler. Kulak
önü tükürük bezinin kanalı, üst 1. büyük azı yakınında; diğer tükürük bezlerinin
kanalcıkları da dil altında ağza açılırlar. Tükürük içinde bakterilerin
üremesini durduran fermentler, fluor ve kalsiyum tuzlan bulunur. Tükürük
kanallarının açıldığı yerde diş taşlarının fazla birikmesi, bileşimindeki
kalsiyum tuzlarının çökelmesi nedeniyledir. Tükürüğün ağız ve dişlere yararlı
etkileri şöyle özetlenebilir;
1- Tükürük, dişleri mekanik olarak temizler.
2- Tükürük, dişleri çürümekten korur.
3- Tükürük, içinde bulundurduğu mayalarla ağız mukozasını korur.
Çürük tedavisi:
Diş sert dokularının madde kaybı ile birlikte ilerleyen hastalığına çürük denir.
Diş sert dokularında kaybolan maddeyi yerine koyacak bir yenileme ya da tamir
olayı olmaz. Yani çürükte madde kaybının dokularca tamir olanağı yoktur. Ayrıca
çürük boşluğu çürütücü etkenlerin yerleşmesi, gelişmesi ve korunması için bir
barınak teşkil eder. Bu nedenle çürük tedavisinde başlıca iki çaba vardır:
Çürütücü
etkenlerin
barınağını ortadan kaldırmak ve dişteki madde kaybını birtakım dolgu malzemeleri
ile gidererek tekrar iş görür hale getirmek... eğer elimizde çürüyerek kaybolan
diş dokularını fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerine sahip ve tedavi
edilecek dişe mükemmel bir şekilde yapışıp kaynaşabilecek bir dolgu maddesi
bulunsaydı çürüğü temizlemek ve doldurmak basit bir işlem olurdu. ancak bugün bu
özelliklerin tümüne sahip bir dolgu maddesi olmadığı için, ön dişlerde estetiği
arka dişlerde de dayanıklılığı sağlayan çok çeşitli dolgu maddeleri
kullanılmaktadır. Bu maddelerin değişik özellikleri nedeniyle dolgu yapma
tekniklerinde en uygun şekil ve yöntem dişten dişe değişmektedir.
Çürük tedavisinde kullanılan malzemeler nelerdir?
• Çinko içerikli genelde geçici amaçla kullanılan maddeler
• Kalsiyum içeren dişi iyileştirici özelliğe sahip maddeler
• Gümüş, kalay, çinko,altın içeren dayanıklı maddeler
• Cam, alüminyum, fosfat ve yapay reçinelerin bir karışımı olan estetik amaçlı
kullanılan maddeler
• Alüminyum silikat cam partiküllerinden oluşan çok çeşitli amaçlar ile
kullanılan maddeler
• Ağız dışında hazırlanıp dişe yapıştırılan (bonding) blok malzemeler
Diş gangreni nedir?
Dişin pulpa tabakasının (sinir-damar ağı) mikroorganizmalarca işgali sonucu
canlılığını kaybettiği bazı durumlarda içerdiği protein, karbonhidrat ve
yağların kimyasal olaylar sonucu parçalanmasıdır. Çürüğe meyilli dişlere sahip
bireylerin daha çocuk yaşlardayken ilk çıkan daimi dişlerinde bile aşırı çürük
sonucu pulpa gangrenine rastlanabiliyor.
Diş gangreninin sebepleri nelerdir?
Ani darbelerle dişin kırıldığı durumlarda olabildiği gibi sürekli ve yavaş yavaş
etki yapan yüksek dolgular, sızıntılar, sinire ulaşan çürükler de dişin ölümüne
sebep olabilir.
Diş gangreninin tedavisi var mıdır?
Dişi canlı olarak ağızda tutmak için artık çok geçtir. Yapılacak tedavi şekli
dişin ortasındaki bozulmuş yapıların temizlenmesidir (kanal tedavisi). En son
çare ise ne yazık ki çekimdir.
Not: Yukarıdaki yazının bazı bölümleri Prof. Dr. İlter Uzelin yazısından
alınmıştır.
Dünden Bugüne Tedavisi Biten Hastalarımız
ÖNCE
SONRA

GÜNLÜK YAŞAMA DAİR PÜF NOKTALAR
Çaydanlığınızın içinde biriken kireç tortusunu temizlemek için, 15 dakika kadar
içinde sirke kaynatın.
Sürahinizin dibi kir tutmuş ise, içine bir avuç tuz ile sirke koyup
çalkalayınız, tertemiz olacaktır.
Bakır kaplarınızı parlatmak için bir bezi sirke ile hafifçe ıslatıp, bakırı
ovun.
Evde ortaya çıkan karıncaları yok etmek için kahve telvesi kullanmanız iyi sonuç
verecektir.
Paslanmaz çelikten tencereler zamanla parlaklığını kaybedebilir. Biraz sirkeyi
ateşe koyup ısıtın. Sonra yumuşak bir bezi bu ılık sirkeye batırarak iyice ovun.
Ama sonra da iyice durulayın. Bir fanila parçasıyla parlatırsanz, çelik
tencereniz pırıl pırıl olur.
Kristallerin ışıl ışıl parlaması için, yıkadıktan sonra durulama sırasında
sirkeli suya batırın. Göreceksiniz bardaklarınız, kadehleriniz pırıl pırıl
olacaktır.
Sebzelerinizi tuzlu suda yıkamayı alışkanlık haline getirin. Tuzlu su, sebzeleri
daha etkili ve çabuk temizler.
Teflon tavalar, tencereler çok kullanılmaktan ötürü zamanla sararır. Bunu
önlemek için zaman zaman, içine su biraz da çamaşır suyu koyduktan sonra ateşin
üstünde kaynatın. İndirince de önce sıcak, sonra da soğuk suyla iyice durulayın.
Teflonunuzun sarı rengi kaybolacaktır.
Pişirirken tencerenin dibi mi tutmuş bir gece tuzlu suda bekletin, tencere daha
kolay temizlenecektir.

GÖZ KURULUĞU
Sağlıklı
gözler sürekli olarak, göz kırpmaları arasında sağlam kalmak üzere tasarlanmış,
kalıcı bir tabaka olan bir zar ile kaplıdır. Sağlam bir gözyaşı tabakası
gözünüzün şeffaf ön yüzeyi olan korneanın sinirlerinin tahriş olmasını engeller
ve gözün net, rahat görüşünü korumasına imkan verir.
Gözyaşı zarı gözlerinizi korur ve yağlar. Ayrıca, göz kapaklarınız her
kırpıldığında göz enfeksiyonu riskini azaltır, gözlerinizin her türlü kalıntıdan
arındırılmasına yardımcı olur.
Gözleriniz tozdan tahriş olduğunda veya rüzgardan, dumandan veya isten zarar
gördüğünde, yabancı maddelerin yıkanmasına yardımcı olmak üzere fazladan göz
yaşları oluşur.
Gözyaşı
bezlerinizden gelen sıvıların üretiminde azalma gözyaşı zarının sağlamlığını
bozarak, hızla parçalanmasına ve korneanın üzerinde, tahrişe ve görüş azalmasına
neden olan kuru noktaların oluşmasına yol açar. Gözyaşı zarını meydana gelen
maddelerdeki bir dengesizlik de gözlerinizin kurumasına neden olabilir.
Göz kuruluğu olan çoğu insanda, bu kronik bir rahatsızlıktır. Tedavinin amacı
‘kötü günlerin’ sayısını, sıfıra indirme umuduyla azaltmak ve kötü günlerdeki
semptomların mümkün olduğunca aza indirgenmesini sağlamaktır.
BULGU
VE BELİRTİLER
Göz kuruluğunun belirti ve semptomları arasında aşağıdakiler bulunabilir:
- Gözlerinizde batma, yanma veya kaşıntı hissi
- Gözlerinizde yabancı bir madde bulunduğu hissi
- Gözlerinizin içinde veya çevresinde ip gibi mukoza
- Gözlerin duman veya rüzgardan ötürü tahrişinde artış
- Uzun süre boyunca bir şey okuduktan sonra göz yorgunluğu
- Kontak lens takmada zorluk
Genellikle her iki göz de etkilenir.
NEDENLERİ
Gözyaşı sudan daha fazla bir şeydir. Su, yağlı yağlar, proteinler,
elektrolitler, bakterilerle savaşan maddeler ve çeşitli hücre süreçlerini
düzenleyen büyüme etkenlerinden oluşan karmaşık bir karışımdır. Bu karışım
gözlerinizin yüzeyinin yumuşak ve temiz olmasına yardımcı olur. Bu olmadan, iyi
görüş imkansızdır.
Bazı insanlarda, göz kuruluğunun nedeni gözyaşlarının bileşimindeki
dengesizliktir. Bazı insanlar da, gözlerinin rahat bir biçimde yağlanmış
kalmasını sağlayacak kadar gözyaşı üretmez. İlaçlar ve çevresel etkenler gibi
başka nedenler de göz kuruluğuna yol açabilir.
Düşük gözyaşı kalitesi
Göz kapaklarınız gözlerinizin yüzeyinin her yanında, kesintisiz, ince bir zar
halinde gözyaşları yayar. Gözyaşı zarının üç temel tabakası vardır: Yağ, su ve
mukoza. Bu tabakaların herhangi birinde sorun olması göz kuruluğu semptomlarına
yol açabilir.
YAĞ : Göz kapaklarının uçlarında yer alan küçük bezlerce (meibomian
bezleri) üretilen dış tabaka lipidler adı verilen yağlı yağlar içerir. Bunlar
gözyaşı yüzeyini yumuşatır ve ortadaki sulu tabakanın buharlaşmasını yavaşlatır.
Yağ tabakasında anomali olduğu zaman, su tabakası çok yüksek bir hızda
buharlaşır.
Göz kuruluğu semptomları meibomian bezleri tıkalı olan kişilerde yaygındır.
Meibomian işlevsizliği göz kapaklarının kenarları boyunca iltihaplanma (blefarit),
rozasea ve başka cilt bozuklukları olan insanlarda daha yaygındır.
SU : Gözyaşlarının yaklaşık olarak yüzde 90’ını oluşturan orta tabaka
büyük ölçüde su, az oranda tuzdur. Gözyağı bezlerince (lakrimal bezler) üretilen
bu tabaka gözlerinizi arındırır ve yabancı taneciklerle tahriş edicileri yıkar.
Sığ bir su tabakası sizi zarın sağlam olmadığından ötürü yırtılmasına daha
yatkın hale getirebilir. Eğer gözünüz sadece az miktarlarda su üretiyorsa, yağ
ve mukoza tabakaları göz kuruluğu olanların aşina olduğu ipli maddenin
boşalmasına yol açabilir.
MUKOZA : Mukozanın iç tabakası göz yaşlarının, gözünüzün yüzeyi üzerinde
eşit biçimde yayılmasına imkan verir. Kuru noktalar, mukoza tabakasını yer yer
kaybeden korneanın herhangi bir bölgesinde kolayca oluşabilir.
Gözyaşı üretiminde azalma
Tıpkı cilt ve saçta olduğu gibi, gözyaşı üretiminiz de genellikle yaşınız
ilerledikçe kurur. Yeterince gözyaşı üretmediğiniz zaman, gözleriniz kolayca
tahriş olur. Bu rahatsızlığın tıbbi adı keratokonjunktivit sikka’dır.
Göz kuruluğu hem erkekleri hem de kadınları her yaşta etkileyebilse de,
rahatsızlık kadınlar arasında, özellikle menopozdan sonra daha yaygındır. Bunun
nedeni hormonal değişiklik olabilir. İltihaplanma veya radyasyondan ötürü
gözyaşı bezlerinde meydana gelen hasar gözyaşı üretimini sekteye uğratabilir.
Göz kuruluğu aynı zamanda romatoid arterit, lupus, skleroderma ve Sjogren
sendromu gibi tıbbi rahatsızlıklarla da ilişkilendirilir.
GÖZ KURULUĞUNA YOL AÇABİLECEK İLAÇLAR
- Hem reçeteyle hem de tezgah altı satılan, göz kuruluğuna yol açabilen ilaç
türleri arasında aşağıdakiler vardır:
- Diüretikler, yaygın olarak yüksek tansiyonu tedavi etmede kullanılan ilaçlar
- Antihistaminler ve dekonjestanlar
- Uyku hapları
- Trisiklik antidepresanlar
- Akne tedavisine yönelik isotretinoin türü ilaçlar
- Morfin gibi haşhaş tabanlı ağrı hafifleticiler
GÖZ KURULUĞUNUN DİĞER NEDENLERİ
Gözyaşı üretimi veya gözyaşı kalitesi ile ilgili olmayan sorunlar da gözlerde
kuruluk ve kaşınmaya yol açabilir: Bunlar aşağıdakileri içerir:
-
Blefarit, göz kapaklarının kenarları boyunca olan iltihaplanma
- Entropion, göz kapağının içe döndüğü bir rahatsızlık
- Ektropion, göz kapağının göz yuvarlağından sarktığı bir rahatsızlık
- Duman, güneş, rüzgar, nem düşüklüğü, yüksek irtifalar veya kapalı mekanda
ısıtma gibi çevresel tahriş ediciler
- Göz kırpma refleksinizde bozulma
- Göz damlalarına veya merhemlerine olan alerjik reaksiyon
- Örneğin, bir şeye görsel olarak yoğunlaştığınız zaman, sözgelimi bilgisayarda
çalışırken, araç kullanırken veya bir şeyler okurken, göz kırpma süreleri
arasında geçen sürenin uzaması.
NE ZAMAN TIBBİ YARDIM ALINMALI
Göz kuruluğu genellikle kalıcı hasara neden olmasa da, görüşte azalma sizi
anında tıbbi tedaviye başvurmaya yönlendirebilir.
Eğer, kızarmış, tahriş olan, yorgun veya acıyan gözler dahil olmak üzere, uzun
süredir göz kuruluğu semptomları siz de görülmekte ise, doktorunuza görünün.
Doktorunuz, gözlerinize neyin zarar verdiğini belirlemek için adım atabilir veya
sizi bir uzmana havale edebilir.
TARAMA VE TANI
Eğer gözlerinizde kuruluk ve tahriş hissi varsa, göz doktorunuz gözyağlarınızın
hem niceliğini hem de niteliğini test edebilir. Doktor gözyaşı üretiminizi
Schirmer gözyağı testini kullanarak ölçebilir. Bu testte, alt göz kapaklarınızın
altına lekeli kağıt şeritleri yerleştirilir. Beş dakika sonra, gözyaşlarınca
emilen şerit miktarı ölçülür.
Başka testlerde, gözlerinizin yüzeyindeki durumu belirlemek amacıyla göz
damlaları içerisinde özel boyalar kullanılır. Gözleriniz kornea üzerindeki
lekelenme tiplerine bakar ve gözyaşlarının buharlaşmasının ne kadar sürdüğünü
ölçer.
KOMPLİKASYONLAR
Kulağa çelişkili gelebilir ancak göz kuruluğunuz olsa da, yine de zaman zaman
yanaklarınızdan gözyaşlarının sicim gibi aktığını fark edebilirsiniz.
Neden ?
Gözyaşlarının üretimi iki şekilde olur. Temel gözyaşı üretiminde, gözyaşları
yavaş, düzenli bir hızda üretilir ve gözleriniz yaşlı tutulur. Refleksten ötürü
gözyaşı üretimi adı verilen süreçte, göz tahrişine veya duygulara tepki olarak
büyük miktarlarda gözyaşı üretilir. Refleks gözyaşları temel gözyaşlarına göre
daha fazla su içerir ve mukoza ile yaş miktarları düşüktür.
Gözlerinizde kuruluktan ötürü tahriş olduğu zaman, lakrimal bezler gözlerinizi
refleks gözyaşlarından olan bir sele boğar. Sıvı, gözyaşı kanallarını doldurup
taşırır ve gözkapaklarınızdan taşar. Dahası, bu gözyaşları düşük kalitede
olduğundan ötürü, kuruluğu geçirmez. Bu da sizin daha fazla gözyaşı üretmenize
neden olabilir.
KİŞİSEL BAKIM
Tıpkı her sıvı gibi, gözyaşları da havaya maruz kaldığı zaman buharlaşır.
Buharlaşmayı yavaşlatmak amacıyla şu basit adımları atabilirsiniz: Gözlerinize
hava üflenmesinden kaçının. Saç kurutma makinelerini, otomobil radyatörlerini,
klimaları veya pervaneleri gözlerinize doğrultmayın. Rüzgarlı günlerde gözlük
takın, yüzerken de yüzücü gözlüğü takın. Gözlerin etrafını saran tarzdaki
gözlükler rüzgarın etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.
Evinizdeki nem oranını yüzde 30 ila yüzde 50 arasında tutun. Kışın
kullanılabilecek bir nemlendirici içerinin kuru havasına nem katabilir. Bazı
kişiler gözün etrafında bir nem odası yaratarak fazladan nemlilik sağlayan, özel
tasarım gözlükler kullanır.
Göz kırpmayı unutmayın. Bilinçli bir biçimde, tekrar tekrar göz kırpmak kendi
gözyaşlarınızın daha eşit olarak dağıtılmasına yardımcı olabilir. Gözlerinizi
ovmaktan kaçının. Gözlerinizi ovarak daha fazla tahriş edebilirsiniz. Önleyici
adımlar atın. Bir dirhem koruma bin tedaviye bedeldir. Göz damlalarını,
gözleriniz görsel olarak zorlayıcı faaliyetlerin sonucunda tahriş olmadan sonra
değil, önce kullanın.

|
 |