 |
Ramazanda diş çürükleri ve ağız kokusuna dikkat !
Ramazan ayında, tutulan oruç nedeniyle diş çürükleri ve ağız kokusu
artıyor ;
Oruçluyken dişlerimizi fırçalayabilir, gargara kullanalabilirmiyiz ?
Oruçluyken diş fırçalamanın orucu bozmadığı din adamları tarafından da defalarca
söylendi. Çünkü diş fırçalamanın, vücudun beslenmesi ve insan nefsiyle ilgili
bir durum olma dığı
için (diş macununu yutmamak kaydıyla) oruçluyken de dişler fırçalanabilir. Diş
macunu da, gargara da yutmamak kaydıyla oruçluyken rahatlıkla kullanılabilir.
Ramazan'da ağız sağlığı nasıl korunur ?
İftardan ve sahurdan sonra dişler daha özenle
fırçalanmalıdır. Bir ay boyunca dil altı ve diş eti
bölgeleri iyice temizlenmeli, bir de ağız antiseptiği kullanılmalıdır. En basit
bir yöntem olan tuzlu suyla gargara yapılabilir, daha etkili olan anti
bakteriyel gargara ya da ağız spreyi gibi ürünleri de kullanmak mümkün.
Özellikle iftarda ve sahurda yediğimiz yemeklerden sonra ağızdaki asit oranı
artmakta, dolayısıyla bakteri çoğalması için uygun bir zemin oluşmasına sebeb
olmaktadır.
Yemek yenildikten sonra hemen yatıldığı için ağız içi harareti artar, daha çok
bakteri üreyebilir. Bu dönemde dikkat edilmezse, diş çürükleri artar.
Oruçluyken ağız kokusu nasıl önlenebilir ?
Ağız kokusu yalnız diş çürüklerinden meydana gelmez, en büyük sebebi diş eti
iltihabıdır. Ayrıca protezler de ağız kokusu yapabilir. Diğer taraftan bronşlar
ve mideyle ilgili kokular da meydana gelebilir. Bilhassa, daha önce yediğimiz
gıdalar ve midenin boş olması koku olasılığını artırabilir. Geniz eti akıntıları
da koku yapabilir. Ağzımızın bakımını çok iyi yapmazsak, koku daha da artabilir.
Ağız spreyleri oruçluyken de rahatlıkla kullanılabilir, kokuyu gideren ağız
gargaraları yutmamak kaydıyla gün içinde birkaç kez tekrarlanabilir. Sahurdan
sonra tok karna yatıldığı ve mide tamamen dolu olduğu için horlama ve akne
durumları yüzde 80 artar. Bunun için yemek yedikten sonra en azından bir saat
bekleyip, öyle yatmakta fayda var !

SÜT DİŞLERİNİ ÇEKTİRMEYİN !
Çocukların süt köpek dişlerini sadece estetik olsun diye çektirmek için diş
hekimlerine
giden birçok insanımız var malesef.
Sağlıklı dişlere sahip olunması için yapılması gerekenleri üç gruba
ayırabiliriz; Bunlar koruyucu, önleyici ve düzeltici diş hekimliğidir. Sağlıklı
yaşayabilmemiz için çok gerekli olan dişlerimizi her yaşta çok iyi korumalı ve
bakımlarını ihmal etmemel iyiz.
Dişleri düzenli olarak fırçalamak ağız ve diş sağlığı için yeterli değildir,
sıkça karşılaşılan kalıtımsal diş problemleri ise operasyonlarla
çözümlenebilmektedir. Bu gibi kalıtımsal sorunlar alt keser bölgede
çapraşıklıklara neden olabilmektedir. Bu tür sorunları olup çocuğunun ileride
dişlerinin düzgün olmasını isteyen ebeveynler, sayıları az da olsa meslek
etiğini hiçe sayarak, parayı ön planda tutan diş hekimlerinin eline
düşmektedirler.
Sözde diş seyreltiyorlar..
Bazı diş hekimleri, bu tip durumlarda daha kolay ve maliyeti daha az olan “diş
çekme” yoluna gitmektedirler, 6 ile 10 yaş arası çocukların kesici olan alt
köpek dişleri, sözde seyreltmek için çekilmektedir ve bu son derece yanlış bir
uygulamadır. Doğru olan yöntem, bu tip durumlarda köpek dişlerinin yanlardan
inceltilerek, dişlerde ileride yaşanabilecek olumsuzlukların giderilmesidir.
Dişlerde oluşabilecek çapraşıklığı gidermek için tercih edilen diş çekme yöntemi
çok ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Dişlerin yaşam boyunca arkadan öne
doğru kayma hareketi yaptığı göz önünde bulundurulursa, çocukluk çağında
çekilecek süt dişi, azı dişlerin ön bölgeye hızla yığılmasına neden olacaktır.
Ön dişler belki güzel bir görünüm kazanacaktır, ancak, yiyecekleri öğütme görevi
yapan azı dişlerin ağız içinde kayması ya da eğilmesi nedeniyle, çene şekil
bozuklukları veya yiyeceklerin öğütülememesi gibi çok ciddi sorunlar
yaşanacaktır. Bu tip olumsuzlukların yaşanmaması için önce annebabalar doğru
bilgilendirillmelidir, süt dişlerinin çekilmesi bir yana eksilen süt dişlerinin
yerinin, geçici protez dişlerle doldurulması gerekmektedir.
Diş hassasiyeti beslenmeyi olumsuz etkiliyor !
Dişlerimizdeki sıcak-soğuk hassasiyeti, sıcak yaz günlerinde beslenme düzenini
bozuyor.
Dişleri kaplayan “dentin” tabakasının çeşitli nedenlerle açığa çıkması, diş
hassasiyetinin başlıca sebebidir. Normal şartlarda dişeti tarafından kaplanmış
olan diş kökü, dişetlerinin çekilmesi ile dış ortama açık hale gelmesi durumunda
hassasiyet meydana gelmektedir.
Uyarıcı özelliği olan herhangi bir etken (gıda, içecek, hava, kürdan vs.) dış
ortama açılmış olan dentin tabakasına temas ettiğinde ani sinir uyarılmalarına
neden olur. Bu da beslenmemizle ilgili pek çok soruna yol açmakta ve yaşam
kalitemizi olumsuz etkilemektedir.
Özellikle
sıcak
yaz günlerinde kahve ya da çay içilmesinin ardından
dondurma yemek ya da soğuk bir içecekleserinlemek isteği, diş hassasiyetini
artıran ve ortaya çıkaran sebeplerdendir. Bu nedenle soğuk ya da sıcak gıdalar
veya içecekler birbiri ardına tüketilmemelidir. Ayrıca diş hassasiyeti bulunan
kişiler tedavilerini yaptırmadan, ekşili ve asitli gıdalardan da uzak
durmalıdır.
Hassasiyete neden olan etkenler :
Dişlerin
sert hareketlerle fırçalanması: Sert ve kaba diş fırçalama dişin dentin
adlı tabakasının ortaya çıkmasına ve enamel adlı tabakasının aşınmasına neden
olabilir. Ayrıca dişetlerinin çekilmesine ve koruyucu özelliğini kaybetmesine de
neden olabilir.
Dişeti çekilmesi: Dişetlerinin çekilmesi dişetlerinin koruyucu
zelliğinin kaybolmasına neden olur. Açığa çıkan diş kökü her tür uyarıya aşırı
reaksiyon vererek hassasiyete neden olur.
Dişeti iltihapları: Dişeti iltihabında dişetleri şiş ve hassas
hale gelir. Böylece diş kökünü destekleme ve koruma özelliği aybolur.
Diş gıcırdatma: Diş gıcırdatma sırasında özellikle dişin enamel
tabakası aşınabilir. Bu tabakanın aşınması hassas ve ağrılı dişlere neden olur.
Diş beyazlatma
maddeleri:
Özellikle sodalı ve peroksitli diş beyazlatıcılar ciddi diş hassasiyetine neden
olur.
Yaş: Diş hassasiyeti en çok 25-30 yaşları arasında
görülür.
Diş plakları: Dişlerin köküne yakın bölgelerde diş
plakları oluştuğu takdirde hassaslaşmaya neden olabilir.
Ağız çalkalama solüsyonları: Özellikle asit içeren ağzı
çalkalama sıvıları belirgin diş hassasiyetine neden olur.Böyle bir durumda asit
içeren solüsyonlar yerine nötral yapıdaki floridli ağız çalkalama solüsyonları
tercih edilmeli.
Asit içeren yiyecek ve içecekler: Asidik yapıdaki yiyecek ve
içecekler dişlerin enamel adı verilen tabakasını eriterek ciddi hassasiyete
neden olurlar. Bu nedenle limon, domates, taze narenciyeler ve bunların sıkma
suları, salatalık ve çay düzenli olarak tüketildiğinde
diş hassasiyetine neden olur.
Diş müdahaleleri: Diş temizleme, diş yapılandırma, protez
çalışmaları, diş restorasyonu gibi işlemler geçici bir süreyle hassasiyete
neden olur.
Diş hassasiyetini önlemenin yolları:

● Ağız hijyenini dikkat edin.
● Yumuşak diş fırçası kullanın.
● Hassas dişlere uygun diş macunu kullanın.
● Yediğiniz ve içtiğiniz gıdalara dikkat edin.
● Floridli ağız çalkalama suları kullanın.
● Diş gıcırdatmanız varsa tedavi olun.
● Diş hekimi ile randevulaşmayı ihmal etmeyin.

AYIN VAKASI
ÖNCE
SONRA
İŞTE SİZE 10 ADET SAĞLIKLI BESİN
Sağlığın doğada saklı olduğunu biliyorsunuz, peki sağlığımıza faydalı yiyecekler
neler bunları biliyor musunuz?
Amerikalı beslenme uzmanı ve yazar Dr.Johnny Bowden'in hazırladığı sağlıklı
besinler listesi tam size göre. Bu yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyin!

Şalgam: Adeta kırmızı ıspanak gibidir. Doğal kırmızı
pigmentleri vücut direncini artırır. Şalgam ısıtıldıkça
antioksidan etkisi azalır. Mümkünse çiğ olarak
doğrayın ve salatanıza katın.
Lahana: Sülfarofan gibi çok sayıda besleyici ve
bağışıklık sistemini güçlendirici madde içerir.
Burgerler ve sandviçlerinizin içine bile koyabilirsiniz.

Pazı: Karotenoidler bakımından zengin bu bitki,
gözlerde yaşlanmadan kaynaklanan tahribatı azaltır.

Tarçın: Kan şekeri ve kolesterol seviyelerini
üzenlemeye yardımcı olur. Çay veya kahvenizin
üstüne bir miktar serpip içebilirsiniz.

Nar suyu: Antioksidanlarla dolu bu gıda,
tansiyonunuzu düşürecektir. Nar suyunu günde bir
bardak için.

Erik kurusu: Taze erik tadında olmayabilirler ama
antioksidan bakımından zengindirler.

Kabak çekirdeği: Kabağın en besleyici kısmıdır.
Magnezyum ve yüksek seviyede mineraller içerir.
Sardalya:
Konservedeki sağlıklı besin. Omega-3
bakımından zengin ve hiçkurşun içermeyen bir besin
maddesi. Kalsiyum ve magnezyum ve yararlı
mineraller bakımından çok zengindir ve B vitamini
deposudur. İster salatanıza katın, ister sandviç olarak
yiyin, isterseniz hardal ve soğanla birlikte
tabaktaservis yapın.
Safran: Baharatların süperstarıdır. Her türlü sebze
yemeğine katabilir veya omlet ve yumurtanızın üstüne
koyabilirsiniz. Ateş düşürücü ve vücut direncini artırıcı
etkilere sahiptir.
Dondurulmuş
yabanmersini: Dondurma işlemi bazı
sebze ve meyvelerin besleyici değerlerini azaltır. Ama
markette gözünüze çarparsa bu meyveyi pas
geçmeyin.
KLİMALAR ÇEŞİTLİ HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR
Klimalar, dış kulak iltihabı, grip, nezle, zatürre gibi üst solunum yolu
enfeksiyonlarına neden olabiliyor.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbn-i Sina Hastanesi Kulak Burun Boğaz
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürsel Dursun, küresel ısınmanın da
etkisiyle hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üstüne çıkmasıyla birlikte,
evde, iş yerlerinde ve araçlarda sıkça kullanılan klimanın, kontrolsüz ve uzun
süre kullanılmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini söyledi.
Klimalardaki polen filtrelerinin, düzenli olarak değiştirilmemesine bağlı
olarak, filtre üzerine çeşitli virüsler yerleşebilmektedir.
Çok şiddetli hastalık yapma özelliğine sahip olan virüsler, klima aracılığıyla
üst solunum yoluyla mekan içindeki kişilere geçiyor ve üst solunum yolu
enfeksiyonlarına neden olabiliyor. Klimaya bağlı gelişebilecek üst solunum yolu
enfeksiyonları, grip, nezle, soğuk algınlığı ile kendini gösteriyor, orta vadede
sinüzit, bademcik iltihabı, dış kulak iltihabına, zatürre ve bronşite yol
açabiliyor. Hatta, kimi zaman ölümcül zatürre ataklarına bile neden olabiliyor.
Klimanın çalışması ile havadaki nem oranı azalmakta ve mekanda yoğunlaşan kuru
havanın da burun içi dokularda ve boğazda tahrişe neden olmakta, buna bağlı
olarak kişide enfeksiyon görülme riski artmaktadır.
Çok gerekmedikçe klima yerine mekandaki pencere ve kapıların açılarak ortamın
havalandırılması daha uygundur. Klima kullanımı halinde ise ortamda klimanın
doğrudan solunuma gelmesinin engellenmesi gerekmektedir.
Klimanın, araç içinde, camlara ya da ayaklara, ev ya da iş yerlerinde de
doğrudan yüze denk gelmeyecek, ortama gelecek şekilde ayarlanması, olası
hastalıklara karşı koruyucu bir yöntemdir. Klima, gün içerisinde mümkün
olduğunca az süre kullanılmalı ve ortamdaki nem miktarının artması için zaman
zaman doğal havalandırma yapılmalı. Filtrelerde biriken virüslerin arındırılması
için düzenli olarak, klimanın bakımının ve temizliğinin yapılmasına özen
gösterilmelidir.

|
 |