Kötü ağız kokusunu yenmeye nane şekeri, ağız spreyi yetmez…
Ağız
kokusu kişiyi rahatsız etmekle kalmıyor, sosyal ilişkilerini de etkiliyor. Ağız
spreyi, nane şekeri, sakız, karanfil gibi çözümlerin etkisi dakikalarla sınırlı.
Yapılması gereken, sorunun kökenini bulup buna göre çözüm geliştirmek. Ağız
kokularının yüzde 90’ı ağız içindeki sorunlardan kaynaklanıyor.
Kötü ağız hijyeni, diş çürüğü, dişeti ve çevre kemik dokusundaki hastalıklar,
ağızdaki eski dolgu ve kaplamaların altındaki çürükler istenmeyen kokulara zemin
hazırlıyor.
Ağız kokusunun tıbbi adı halitosiz. Diş hekimi Sibel Tezil, ciddi
enfeksiyonlardan kaynaklanmayan ağız kokularının çoğunlukla diş ve dişeti
rahatsızlıklarına bağlı oluştuğunu söylüyor. Her ikisinin de nedeniaynı: Dişler
düzenli fırçalanmadığında ağızda oluşan bakteri tabakalaDiş yüzeyi iyi
temizlenmediğinde bakteriler bu bölgeye yerleşir. Atıklarındaki sülfürlü
bileşikler kötü kokuya yol açar. Aynı şekilde diköküne yerleşen bakterilerin
ölüleri ağızda koku oluşturur.
AĞIZ KURULUĞU DA SEBEP
"Dişleriniz Konuşuyor" kitabının yazarı diş hekimi Dilşad Doğan
Özdoğan, ağız kuruluğunun da ağız kokusuna yol açtığını belirtiyor. Tükürük akış
hızı ve miktarındaki azalma, ağız kuruluğunu artırır. Ağız kuruluğunda normalden
daha az olan tükürük, dil üzerindeki artıkları ve maddeleri yeterince yıkayamaz.
Bu da kokuya sebep olur. Tükürük azlığı, ağız ortamında oksijen azlığı anlamına
da gelir. Bu da oksijeni sevmeyen organizmaların oluşmasına olanak sağlar.
Ayrıca tükürük bezi hastalıkları, diyabet, hepatit, vitamin eksiklileri,
menopoz, duygusal gerilim ve bazı ilaçlar tükürük üretimini azaltabilir. Koku,
ağız içindeki mantarlar ve yaraların sonucunda da meydana gelebilir. Akciğer
kaynaklı enfeksiyonlar, böbrek ve karaciğer yetmezliği, metabolizma
bozuklukları, açlık, diyet, oruçlu olmak, burun tıkanıklığı sonucu oluşan ağız
kuruluğu da koku yapar.
DİLİNİZİ DE FIRÇALAYIN
Kokunun önlenmesi için öncelikle ağız hijyenine özen göstermek gerekiyor.
Diş fırçalamanın bile kuralı var. Alt ve üst çenedekileri ayrı ayrı olmak üzere,
fırça tüm dişlerin ön, üst ve arka yüzeylerinden en az üç kez geçecek şekilde
fırçalamak gerekiyor.
Bakteriler iyi temizlenmeyen yüzeyler gibi, pütürlü yapısı nedeniyle dile de
rahatlıkla yerleşebiliyor. Dil yüzeyinin ve özellikle arka kısmının fırçalanması
kokuyu önlemek açısından önemli. Eğer fırça ile bu yüzeyi fırçalamaktan rahatsız
oluyorsanız temiz bir plastik kaşık kullanarak dili kökünden ucuna kadar
sıyırarak temizleyebilirsiniz. Ayrıca dilinizi rahat ve düzgün bir şekilde
temizleyebilmek için piyasada bulunan dil fırçaları ve dil kazıyıcılarından
yardım alabilirsiniz.
Ağız kokusu fobisi
Ağız
kokusu endişesi kimi zaman kişinin psikolojisini etkiliyor ve fobiye dönüşüyor.
Kimsenin fark etmediği kokuyu zihninde abartan "halitofobi"liler, depresyona
sürükleniyor, aralarında intiharı düşünenler bile çıkıyor. Hayali ağız kokusu, "Olfactory
Reference Sendrom" adı verilen psikiyatrik bir durum. Hasta kötü koku yaydığına
inanıyor. Ağız ve diş sağlığının düşmanı stres, kimi durumlarda ağızdaki tükürük
akımını da azaltıyor. Stres altındaki birey, ağız kurumasına bağlı koku
oluşumundan etkilenip halitozis geliştiriyor.
AĞIZ KOKUSUNU ÖNLEYECEK 7 ÖNLEM
1/
Eğer ağzınızda herhangi bir enfeksiyon, vücudunuzda nefesinizin kokmasına yol
açacak herhangi bir sağlık sorunu yoksa ağız kokusunu engellemek için gargara ve
diş macunlarıyla yapılacak düzenli temizlik yeterli.
2/ Ağız kuruluğunu önlemek için gün boyu su için.
3/ Aldığınız ilaçlar ağız kuruluğu yapıyorsa, yudum yudum su için;
dişlerinizi ve dilinizi fırçalamayı aksatmayın.
4/ Tükürük salgısını hareketlendirin. Bakteri oluşumunu önlemek için ağzın
oksijenlenmesine yardımcı olun. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay yolu. Bu
arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de kuruluğa neden
olur.
5/
Bol su içeren sebze (domates, kereviz gibi) ve meyveler (elma gibi) tüketin.
Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.
6/ Sarmısak, soğan ve baharattan kaçının ya da pişirerek yemeyi tercih edin.
Çoğunlukla kötü sindirildikleri için süt ürünleri de bu probleme neden olabilir.
7/ Alkolü ve sigarayı bırakın.

İnsan sağlığını ilgilendiren ilginç Haberler…
Alkol:
Bilim adamları, alkolün erkeklerde kadınlara göre daha fazla kontrol kaybına
sebep olduğunu ortaya çıkardı.
ABD’de
Kentucky üniversitesinde yapılan araştırmaya 12 kadın ve 12 erkek denek
katıldı.Araştırmada iki tarafta eşit miktarda alkollü içecek verilerek
bilgisayar ekranında tekrar tekrar beliren şekillere istenen zamanda klavyedeki
düğmelere basarak tepki vermeleri istendi.Araştırma sonucunda alınan alkol
miktarı arttıkça erkeklerin kadınlara göre daha çok hata yaptığı ve
kontrollerini kaybettikleri ortaya çıktı.
Dr. Mark Fillmore, konuyla ilgili olarak ‘Kadınların erkeklere göre içkiye daha
az dayanıklı olduğu inanışı genel olarak hakim olsa da, bu hiçbir zaman
araştırılmamıştır. Bizim araştırmalarımızın sonucu da erkeklerin kadınlara göre
daha çabuk kontrollerini kaybettiklerini ortaya çıkardı’ dedi.
Çocuklarda horlama problemi:
Horlama ve çocuklarda solunumun durması çocuklarında sağlığını tehdit ediyor.Her
gece uykusu bölünen çocuklarda davranış bozuklukları görülebiliyor.
Horlama hayatı tehdit eden bir hastalığın ilk belirtisi olabiliyor. Horlamanın
uyku sırasında hava yolunun daraldığının en önemli göstergesi olduğunu belirten
Acıbadem Onkoloji ve Nörolojik Bilimler Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Uyku
Bozuklukları Uzmanı Dr. Ceyda Kırışoğlu, horlamanın sadece yorgunken, uyku ilacı
veya alkol içimini takiben ortaya çıkabildiği gibi çene yapısının küçük olması,
boğazın arkasındaki dokuların yoğunluğu, bademciklerin büyümesi veya burun
tıkanıklığına bağlı olarak da görüldüğünü belirtiyor.
Horlamanın
sosyal bir sorun olmaktan çıkıp hayatı tehdit eden bir durum haline gelmesi uyku
apnesi(uykuda solunum daralması) sendromundan kaynaklanıyor. Dr. Kırışoğlu uyku
apnesini şöyle açıklıyor; ‘Üst solunum yolunda gelişen darlık veya tıkanıklık
solunum çabasının artmasına, oksijen seviyesinde de düşmeye neden olur.Beyin
koruma içgüdüsüyle hastayı uyandırıp nefes almasını sağlar.Gece boyunca onlarca,
hatta yüzlerce kez uyanan kişi, ertesi gün dinlenemeden yorgun kalkar, gündüz
uyuklar.
Hipertansiyonu olan hastaların yarıya yakınında, kadınların yüzde 2, erkeklerin
ise yüzde 4’ünde uyku apnesi görülüyor. Ancak pek çok kişi bu hastalığın
farkında değil.
Dr. Kırışoğlu “Uykuda ortaya çıkan bölünmeler ertesi günkü fonksiyonlarımızı
etkiliyor; yorgun uyanma, gün boyu halsizlik,yorgunluk hissi,sabah baş
ağrısı,ağız kuruluğu, depresyon,kişilik değişiklikleri,dikkat toplamada
güçlük,karar vermede zorlanma,hafızada zayıflama,unutkanlık,adet düzensizlikleri
ve iktidarsızlığa neden oluyor.”
Çocuklarda ise büyüme geriliğine yol açıyor.

Araştırmalara
göre horlama, her 10 çocuktan birinin her gece yaşadığı bir sorun. Solunum
bozukluklarına bağlı uyku bölünmesi ise çocukların hiperaktivite, kolay
sinirlenme, dikkat eksikliği gibi çeşitli davranış bozuklukları sergilemesine
yol açıyor.
Sorunu yaşayan çocukların sıklıkla iç çekmeyle nefes almaya başlayıp tekrar
uykuya daldığını kaydeden Dr. Kırışoğlu, ‘Bazı çocuklarda ise nefes durması
görülmüyor. Ancak onları da başka tehlike bekliyor.Bu çocuklar büyümek için
kullanılacak enerji kaynağını uykuda nefes alıp verebilmek için sıklıkla büyüme
geriliği,yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği tehdidi altında oluyor.’ diyor.
En çok 2 ile 6 yaş arası çocukların etkilendiği sorunun sebeplerini Dr.
Kırışoğlu şöyle sıralıyor:’Bademcik ve geniz etinin büyüklüğü başta gelen
nedenler arasında. Diğer nedenler ise burun tıkanıklığı, alerjik durumlar,astım,reflü,şişmanlık,tiroid
bezinin az çalışması,yüz kemik gelişimindeki farklılıklar,genetik(down sendromu
gibi) ve nörolojik hastalıklar.”
Tedavi seçenekleri
Bademcik ve geniz etinin alınması: Operasyon şikayetlerin geçmesinde sıklıkla
yeterli.
Ortodontik tedavi: Alt veya üst çenenin küçük olması, dişleklik ve yüksek damak
gibi yüz kemiklerinin gelişim bozukluklarının varlığı özellikle çocuk yaş
grubunda büyük önem taşıyor.
Nazal CPAP (devamlı pozitif havayolu basıncı) cihazı: Cihaz bir maske aracılığı
ile burundan veya ağızdan hava vererek nefes yolunu açık tutuyor. Gözlük gibi
sadece kullanıldığı sürece etkilidir.
Diğer öneriler: Çocuğun büyüme ve gelişme sürecinde fazla kilo almaması
sağlanmalı. Yan yatması, arkasının uzunca bir yastıkla desteklenmesi gerekir.
Tılsımlı yiyecekler…
Yiyecekler konusunda kendi kendinize bazı yasaklar uygulamayın. Örneğin çikolata
şişmanlatması, soğanın nefesinizi kokutması gibi nedenlerle bu yiyeceklerden
uzak durmanız yanlış olur.Bakınız uzmanlar, kadınlara özellikle hangi
yiyecekleri öneriyorlar:
Acı
çikolata
Her gün az miktarda acı çikolata yemek kandaki kolestrol oranını düşürüyor, kalp
hastalıklarından korunmanıza yardım ediyor.
Kara
üzüm
Doktorlar kırmızı şarap içmenizi öneriyorlar. Kırmızı şarap yerine siyah üzüm
yemenizde, kalp hastalıklarından korunmanıza yardımcı olacaktır. Kalp sağlığı
için büyük önem taşıyan maddeleri içeren kara üzüm, şeker hastaları dışında
herkese öneriliyor.
Soğan
Soğan yemeklere lezzet katar. Ayrıca zengin bir c vitamin kaynağıdır. Posalı
yiyecekler arasında yer alır. Dahası sarımsaktan daha etkili bir kan basıncı
düzenleyicisidir.
Biftek
Yağsız biftek vücudunuzun demir ihtiyacını karşılayabilir. Demir eksikliğinin
kadınlarda büyük sorunlar yarattığını unutmamalısınız. Özellikle regl
dönemlerinde sık sık biftek yemelisiniz.
Hamilelikte diş sağlığı…
Hamilelik tüm vücudun fiziksel ve psikolojik yönden pek çok değişikliğe uğradığı
bir dönemdir. Ağzımız ise vücudun bu tür değişikliklere karşı çok hassas olan
bir bölgesidir.
Anne adayı hamilelik süresince ister istemez devamlı bebeğini düşündüğü için
kendi kişisel bakımını ihmal edebilir. Mide bulantıları ve kusmalar ağız içinde
zararlı etkilere neden olur. Bazı yiyecek ve içeceklere karşı aşırı ilgi veya
aşırı tiksinme duyulması sonucu ağızda bundan etkilenir.
Hormonal
etkiler sonucunda ağız içinde bazı değişimler olur. Örneğin kandaki ve
tükürükteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi kolaylaşır. Çünkü en
basit anlatımıyla dişin çürümesi demek, bakterilerin salgıladığı asitlerle
yumuşaması demektir. Diş eti rahatsızlıkları da eskisinden daha kolay ve daha
sık oluşacaktır.
Hamile olmayı düşünen veya hamile olan her kadın mutlaka bir diş hekimi
kontrolünden geçmeli, ağız sağlığı için neler yapması veya yapmaması gerektiğini
öğrenmeli ve gereken tedavilerini yaptırmalıdır. Bu hem annenin hem de çocuğunun
sağlığı için çok önemlidir.
Hamilelik kabaca 3 dönemde incelenir:
İlk üç aylık dönem:
Bu dönem bebeğin çok hassas olduğu bir dönemdir. Gereksiz müdahaleler düşüğe
sebep olabilir. Fakat ağrıya sebep olmuş veya müdahale edilmediği takdirde daha
çok zarara neden olabilecek durumdaki dişlerin çekim, kanal tedavisi gibi acil
olarak tedavi edilmesi gereken durumlarında, çekinmeden diş hekimine
gidilmelidir. Diş hekimi, bebeğe zarar vermeyen ilaçlarla tedaviyi
sağlayacaktır.
İkinci üç aylık dönem:
Bu dönem, hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimi, dolgular,
kanal tedavileri gibi pek çok tedavinin yapılması için en uygun olan dönemdir.
Üçüncü üç aylık dönem:
Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmıştır. Aynen
üç aylık dönemde olduğu gibi, acil tedaviler dışında diş hekimi müdahale
etmemelidir.
Diş Gıcırdatma(bruksizm)…
Bruksizm genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu
çeneyi sıkma ve dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır.
Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir.
Diş gıcırdatmanın sebepleri nelerdir?
Bruksizm (diş gıcırtması) oluş nedenleri hakkında çeşitli görüşler vardır. Bazı
araştırmacılar bruksizmin dişler arasındaki kapanış ilişkisinin bozulmasından
kaynaklandığını, bazıları santral sinir sistemindeki bir hastalığın neden
olduğunu bazı araştırmacılarda bu iki nedeni de kapsayan çok yönlü bir problem
olduğunu ileri sürmektedirler.
Duygusal stresler (herkes stresin bruksizmin nedenleri arasında en önemli faktör
olduğu konusunda fikir birliği içerisindedir. Vücudumuzda stres belirtilerini
ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem
de olayın şiddetini arttıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir.)
*
Aşırı sinirli, hassas, titiz bir yapıya sahip olmak
* Malokluzyon (dişlerin diziliş ve sıralanışındaki bozukluklar)
Diş gıcırdatması sonucu ağız ve dokularında ne tür rahatsızlıklar oluşur ve
belirtileri nelerdir?
* Dişlerin çiğneyici yüzeyinde oluşan aşınma: Dişlerin birbirleri ile sürtünmesi
sonucunda oluşan aşınma tüm dişleri kapsayabilirse de özellikle ön dişlerde daha
etkilidir.
* Dişlerde kırılma: Dişleri sıkma ve gıcırdatma sonucunda ön dişlerin
köşelerinde arka dişlerin çıkıntılı kısımlarında mikro çatlaklar oluşur. Röntgen
ile saptanamayan bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerin kırılmasına neden olur.
* Dişlerde aşırı hassasiyet: Genellikle soğuğa karşı hassasiyet gelişir.
* Diş etinin geriye çekilmesi ve genellikle bununla birlikte oluşan dişin
boynunda diş eti hizasında oluşan çentik şeklindeki aşınmalar: Bu durumun
oluşmasına neden olarak ilerleyen yaşa bağlı diş eti çekilmesi yada aşırı baskı
uygulanarak yapılan diş fırçalama gösteriliyorsa da, bruksizm hastalığının
dişlerde bu gibi oluşumlara neden olduğu bilinmelidir.
* Dişlerde sallanma: Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler gevşeyerek sallanmaya
başlar. Aşırı basınç dişleri saran kemik desteğinin kaybolmasına neden olur. Bu
durumu telafi etmek için dişlerin kökleri hizasında ekstra kemik çıkıntıları
gelişir.
* Yanaklarda iritasyon (tahriş): Özellikle dişleri birbirlerine temas ettikleri
kapanış çizgisi hizasında, yanağın iç kısmında çizgi yada kabartı şeklinde
fibröz bir oluşum meydana gelir. Bu oluşum nedeni ile sıklıkla “yanak ısırma”
olayı ile karşılaşılır.
* Kas ağrısı: Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu
bölgelerde kas ağrısına neden olur.

* Baş ağrısı: Yukarıda belirtilen kas ağrısı zaman zaman baş ağrısı şeklinde
kendini gösterir.
* Çene ekleminde ağrı: Çene eklemine aşırı yüklenme nedeni ile eklemde ağrı,
çıtırtı ve kenetlenme olabilmektedir.
Bu belirtiler diş gıcırdatmasının hemen başlangıcından itibaren ortaya çıkmaz.
Olayın şiddetine ve süresine göre bazen yıllar sonra görülebilmektedir.
Çoğunlukla belirtilerin tümü birden olmayabilir.
Tedavi:
Tedavinin amacı dişlerde çene ekleminde oluşabilecek kalıcı zararları önlemek ve
ağrıyı ortadan kaldırmaktır.
Diş hekimi tarafından uygulanan, uyku sırasında dişlerin birbirleri ile temasını
engellemek amacı ile alt ve üst çene dişlerinin arasına yerleştirilerek
kullanılan en önemli araçtır. Ancak gece koruyucuları çoğunlukla tek başlarına
yeterli olamazlar.
Bu nedenle hastalığın sergilediği tabloya göre gece koruyucularının yanında bazı
ek tedavilerinde uygulanması gerekmektedir:
* Stres terapisi,
* Rahat uyumayı sağlayıcı önlemler,
* Kas gevşetici ilaç uygulaması,
*
Hatalı yapılmış diş dolgusu ve kaplamaların yenilenmesi,
* Eksik olan dişlerin yerine koyulabilmesi için protez uygulamaları.
Çocuğunuz ve sizin için…
Müzeler:
Arkeoloji
müzesi : (0212) 520 77 40 Osman Hamdi Bey Yokuşu, Gülhane. Pazartesi hariç
her gün 09:00-17:30 arasında açık Yunan, Roma ve Bizans uygarlıklarına ait
arkeolojik eserlerin sergilendiği Arkeoloji Müzesinde, vitrinlerin çocukların
boyuna göre ayarlanmış olduğu özel bir bölüm var. Çocukların ilgisini çekebilmek
için sergilenen eserlerin çevresinden dönen mini bir kale yapılmış;çocuklar bu
kaleye tırmanıp üstünde yürüyebiliyor. Müzede ayrıca çocukların içine
girebildiği bir Truva Atı maketi de var.Giriş 5ytl. 0-6 yaş arası çocuklara,
öğrenci ve öğretmenlere ücretsiz.
Atatürk
Müzesi : (0212) 233 47 23 Halaskargazi Caddesi 250, Şişli. Perşembe ve Pazar
hariç hergün 09:00-16:30 saatleri arasında açık. Kısa bir süreliğine Atatürk’ün
evi olan binada, Ata’ya ait çeşitli eşyalar, doğumundan 1. Dünya Savaşı’na kadar
hayatına ait fotoğrafları, Milli Mücadele ile ilgili tablolar ve Atatürk’ün
Gençliğe Hitabesi sergileniyor. Gücretsiz.
Miniaturk : (0212) 222 28 82 İmrahor Caddesi, Sütlüce. www.miniaturk.com Her
gün 10:00-18:00 saatleri arasında açık. Türkiye’nin dört bir yanını iki saatlik
bir gezide tamamlamaya ne dersiniz? Çeşitli tarihi eser ve anıtlarla birlikte
günümüz mimarisinin de önemli eserlerinin birebir örneklerinin minyatür boyutta
sergilendiği müze çocuklar için hayal alemi gibi. Giriş ücreti 5ytl öğrenci
3ytl.

Oyuncak müzesi
: (0216) 359 45 50 Dr.Zeki Zeren Sokak 17, Göztepe.
www.istanbuloyuncakmuzesi.com
Pazartesi hariç her gün 09:30-18:00 arasında açık. Dört katlı tarihi bir köşkte
yerleşik müzede 1920’lerden günümüze gelen oyuncaklardan örnekler sergileniyor.
Özellikle savaş oyuncakları bölümünün çok etkileyici olduğu müze, teneke
oyuncaklardan plastik oyuncaklara kadar geniş bir yelpazeyi içermekte.
Anne-babalara yönelik fotoğraf ve yaratıcı drama eğitimleri ile ‘Farklı Zeka
Boyutlarının Kültürel Değerlerle Desteklenmesi Semineri’ de veriliyor. Giriş
ücreti 6ytl. Öğrenci ve öğretmenlere 4ytl. 3yaş altı çocuklar ücretsiz.
Çocukla müze gezerken…
*Müzedeki eserlerin tümünü gezmeye çalışmayın. Özet bir tur çocuklar için
yeterli olacaktır.
*Çocuğunuza bakma ve görme arasındaki farkı anlatın.
*Müzedeki eserler hakkında basit sorular sorabilirsiniz.mesela sanatçının bakış
açısıyla ve eserle ilgili sorular.
*Birlikte eserin anlattığı dönemle günümüz arasındaki farklılıkları
bulmaya,incelemeye çalışın.
*Eserdeki renkler ve geometrik şekillerle ilgili bulmacalar yaratıp, çocuğunuzun
ilgisini çekmeye çalışın.
*Eserin anlattıklarıyla bağlantılı bildiğiniz çocuk şarkıları bulup birlikte
söyleyebilirsiniz.
Saraylar:
Dolmabahçe Sarayı : (0212) 236 90 00 Dolmabahçe, Beşiktaş. Her gün 09:00-15:00
saatleri arasında açık. 285 oda ve 46 resepsiyon salonundan oluşan saray,
sultanların yaşadığı dönemdeki haliyle korunmuş olması dolayısıyla çocuklar için
oldukça ilginç bir mekan. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki gösterişli
yaşantısını vitrinler arkasında değil de kullanıldığı şekliyle gözlemlemek
çocuklar için eğlenerek öğrenme imkanı sunuyor. Giriş ücreti hafta sonu 10ytl.
hafta içi 20ytl. öğrenci 3ytl. 7yaş altı ücretsiz.
Topkapı Sarayı: (0212) 512 04 80 Sultanahmet Meydanı, Sultanahmet. Salı hariç
her gün 09:00-17:00 saatleri arasında açık. Tarihi ağaçlarla dolu bahçeleri,
havuzları, muhteşem manzarası ve eşsiz mimarisiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun göz
bebeği niteliğindeki bu saray çocuklarınıza tarihimizi tanıtmanın en iyi
yollarından biri. Eserlerin vitrinlerde sergilendiği ve dört ana bölümden oluşan
sarayda çocuklar daha çok şehzadelerin kıyafetlerinin sergilendiği Kıyafet
Bölümü, değerli mücevherlerin sergilendiği Hazine ve silahların sergilendiği
Silah Bölümü’yle ilgileniyor. Giriş ücreti 10ytl. öğrencilere ücretsiz.
Çocukla saray gezerken…
* Sarayların çocuklar için büyüleyici olduğunu unutmayın.bunu dikkate alarak
saray gezisini tarihe sihirli bir yolculuk niteliğinde eğlenceli bir masala
dönüştürün.
* Çocuğunuzun gündelik hayatıyla saraylarda yaşayan çocuklarınkini karşılaştırın:
Nerede uyumuşlar? Ne yemişler? Okula giderler miymiş? Nerede ders çalışmışlar?
Eğlenmek için ne yaparlarmış?
* Sarayda yaşayan çocukların gizli projelerini veya yaramazlıklarını tahmin
etmeye çalışın.
* Sarayda eskiden yaşamış çocuklardan bugüne dek kalmış izleri bulmaya çalışın.
Biraz fıkra…
Uyku hapları
Doktorun biri, yıllardır ilgilendiği ve sevdiği bir hastasının yanında uyku
hapları taşıdığını görmüş ve onu uyarmak istemiş:
- “Haluk bey, kullandığınız uyku haplarını gördüm, zaman zaman ihtiyacınız
olabilir ama sizi uyarayım; o haplar çok etkilidir ve bağımlılık yaparlar.”
Hasta bunun üzerine ukala ukala gülümsemiş :
-“Yok doktorcum, sen yanlış biliyorsun. 17 senedir bu ilacı kullanırım,
bağımlılık falan yaptığını görmedim!”
3 doktor
Üç doktor muayenehane açmaya karar vermişler ve açmışlar. 1. doktor tabela
olarak memleketin en iyi doktoru yazmış. Bunun üzerine 2.doktor tabelaya
dünyanın en iyi doktoru yazmış. Bunun üzerine 3. doktor altta kalmamak için
düşünmüş taşınmış ve tabelaya mahallenin en iyi doktoru yazmış…